bilim için arşiv

İki Düşünce

Posted in Genel etiketler ile , , , on Şubat 22, 2009 by pazenadam

Hayret verici bir şey; yer kabuğunda en fazla bulunan element oksijen. Düyna havadar bir yer diyebilirim. Bu aralar elementlere takmış durumdayım. Zor durumdayım.

İkincisi; Propaganda’dan kaçamıyoruz. Bizi saklandığımız yerde gelip buluyor. Seçim zamanları daha da fazla. Faşizm budur. Hangi parti olursa olsun, zihnimi propagandasından âri tutma hakkına sahip olmalıyım. Bu hakkım elimden alınıyorsa bu totaliter beyin yıkamadır. Ayrıca seçimleri boykot etmek veya ettirmek istemek seçim kanununa göre suç. Seçmeme hakkın yok. Seçeceksin. Beğenmeme hakkın yok. Birinden birini beğeneceksin.

www.aranelsurion.org hislerime tercüman olmuş. Half Life 2′deki überfaşist Combine askerleri ve bizim çocuklar. Hayatı taklit eden sanatı taklit eden hayat.

Vücut İkliminin Sultanı Sensin Persephone

Posted in Genel etiketler ile , on Ağustos 12, 2007 by pazenadam

İnsanın “davranış”ı, filin hortumu, eğreltiotunun klorofili gibi, basitçe insan türünün üyelerine üreme avantajı sağlamak gibi bir işleve hizmet ettiği için kuşaklar boyunca korunmuş bir özellik. Aslında canlıların davranışlarının tamamını bu şekilde açıklayabiliriz.

Canlılar, bildiğimiz kadarıyla, ilk ortaya çıktıklarından beri yerkürenin ve atmosferin, fizik ve kimyasal yapısı üzerinde etkili olmuş. Henüz üstünde bulunduğumuz gezegenin tektonik özelliklerini, yörüngesini, temel bileşenlerini, genel olarak sıcaklığını değiştirecek durumda değiliz, ancak atmosfer ve okyanuslar üzerinde etkilerimiz olmuş.

Canlıların dünyanın atmosferi üzerindeki en büyük değiştirici etkileri, bundan aşağı yukarı 3 milyar yıl önce, Siyanobakteriler’in deniz suyunu indirgeyici bir ajan olarak kullanarak fotosentez yapmaya başlamaları, bunun akabinde serbestleşen oksijenin birkaç başka faktörün de etkisi ile birlikte atmosferde birikerek zamanla bugünkü %21 oranına kadar ulaşması şeklinde gerçekleşmiş. Atmosferin oksijenasyonu arttıkça, bundan yaklaşık 540 milyon yıl önce, ozon tabakası oluşmuş ve güneşin ultraviyole ışınlarına karşı bir koruyucu görevi gördüğünden, karaların canlı türleri tarafından yurt edinilmesine olanak sağlamış.

Oksijensiz yaşayan türler enerji bakımından kısıtlı yaşadıklarından, oksijenli solunuma geçiş canlıların kullanabileceği enerjide büyük bir artış yaparak, global bir etkiye yol açmış.

(bkz: http://en.wikipedia.org/wiki/Timeline_of_evolution)

İnsan davranışı sonucu ortaya çıkan küresel iklim değişikliğinin, ekosistemimizi kararlı durumundandan en azından kısa vadede geri dönüşsüz olarak uzaklaştırarak tüm sisteme yayılan bir soy-tükenmesi silsilesi oluşturacağı yönünde kaygılar var. Konuyu basından takip ettiğimizde, “dünyanın sonunu günahlarımızla getirdik” şeklindeki apokaliptik kehanetin gerçeklenmesinden duyulan haz ile, basitçe hayatta kalmaya yönelik kaygıların birbirine karıştığını görüyoruz.

Bilim adamları, halihazırdaki hızımızı sürdürürsek, önümüzdeki 100 yıl içinde biyoçeşitliliği sağlayan türlerin yarısını yok edeceğimizi söylüyorlar. Aslına bakılırsa bu dünyanın şimdiye kadar yaşadığı büyük soy tükenmeleri arasında, orta ölçekli diyebileceğimiz bir felaket olur. Örneğin Permian-Triassic soy tükenmesinde, (yaklaşık 250 myö) denizlerdeki canlı türlerinin %96’sı, karalardaki omurgalı türlerinin ise %70′nin ortadan kalktığı tahmin ediliyor.

Bir de tabi kıyamet tablosunun tamamlayıcısı olarak, Sodom’un son günleri misali, olan bitenin aslında olup bitmediğini, hepsinin ağaçlara sarılmayı seven eski hipilerin uydurması olduğunu iddia edenler var. Zaten Amerika ile ilgili sorunlardan biri de bu “wish away” müessesesinin çok iyi çalışması. Neo-con şahinlerin artık kendi ağızlarıyla açıkça dile getirdiği, ama daha uzunca bir süredir, ve galiba dünyayı yok edebilecek bir nükleer cephaneliğe sahip olduklarından beri Amerikan yönetici elitinin yaşadığı bir tümgüçlülük fantazisi var. Ağızlarından çıkan şeyin “gerçeğe” dönüştüğünü düşünüyorlar.

Bir yandan bu insanlar, insanın evrimsel özelliği olan davranışı gereği; tüm canlıların en üstünü olduğu inancıyla yeraltında depolanmış karbon sedimentini çıkartmak ve bunu yakarak dünyanın orasında burasına hareket etmekle bu kadar övünürken, öbür tarafta tanrısallığın gerçek ölçeği atmosferin bileşimini öyle arada sırada zaten olduğu gibi sera gazlarıyla değiştirmektense, %0,02 olan oksijen miktarını %21′e çıkartmak değil midir?

(Siyanobakteri sıralarından alkışlar yükselir.)

Gezegene biraz uzaktan (Olympos dağı kadar diyelim, mesela iklim değişikliği ve ölüm tanrıçası Persephone‘nin gözünden) bakınca görünen manzara şu; bir kez daha canlı türlerinin birbiriyle etkileşimi ve türe özgü davranışları nedeniyle, ekosistemde dramatik bir değişiklik olacak, ardından belki çok sayıda türün soyu tükenecek.

Ah ama pardon, zaten küresel ısınma diye bir şey yoktu. Dolayısıyla karşılaştırmam da anlamsız. Yazının başındaki resmin de “Persephone’a Tecavüz” heykelinin resmi olması tesadüften ibaret.

Powered by Qumana

Mothership Ersoy

Posted in Genel etiketler ile on Mayıs 12, 2007 by pazenadam

Bülent Ersoy, televizyonlarda zaman zaman gösterilen bir tesis. Bir çeşit yap işlet devlet dairesi. Ayrıca sanırım gökcisimlerinin yörüngelerini hesaplarken kendisinin gravitasyonel etkisini hesaba katmamız gerekiyor. Her haliyle emperyal, bir o kadar regal, celestial, astronomik.


Ancak aslında görmekte olduğumuz şey gerçekten, yıllar önce ameliyatla cinsiyet değiştiren TSM şarkıcısı Bülent Ersoy mu???!!! (Zbamm!! Varan bir!) İşte dehşet perdesi. Benim teorime göre, gerçek Bülent yaklaşık bir mil kalınlığındaki dış kabuğun altında, dışarıdan sesini dahi duyamayacağımız bir derinlikte, olan biteni bizim kadar dehşetle izliyor.

Dışındaki giderek büyüyen kabuğun uzaydan geldiği yönündeki kanıtlar ise artıyor. Örneğin kendisini hiç bir zaman yürürken görmüyoruz. Hoverkraft misali süzülüyor, daha doğrusu gitmek istediği yöne doğru uzay zamanı bükerek yol alıyor. Ayrıca konuşmasındaki tuhaflıklar da muhtemelen uzaylılıktan kaynaklanıyor.

Fotoğrafta Star Destroyer sınıfı yıldız gemisi Imperial Bülent Ersoy Avrupa ve Kuzey Afrika’yı tehtid ederken görülüyor. Uluslararası toplum endişeli.