Mehter takımının iki ileri bir geri şeklindeki temposu, Türk siyasi tarihine yaklaşık 300 yıldır ilham vermeye devam ediyor sayın seyirciler. Zamanında Fransız Devrimi’nin etkilerini izlemeye giden Osmanlı delegeleri, sonuçta şöyle bir feyizle dönmüşlerdi: Askerlikte çok ilerlemişler!
Askerlik demişken, Osmanlı’da sipahisi olsun yeniçerisi olsun askerin kalkışması ve arada sırada padişah boğdurması, askeri darbeciliğin necip Türk milletinin ne kadar sevdiği bir spor olduğunu bize hatırlatır. Yeniçeriyi ıslah edeyim derken niyazi olan Sadrazam da çoktur. Ama o zamanlar demokrasi de söz konusu olmadığından, bunları sömüren sınıfların birbirini boğazlaması olarak değerlendirmek yerinde olur. Ki bu da hem o çağlarda hem de şimdi tüm dünyada sevilen bir spordur.
Devrin (devir bayağı uzun bir devir) büyük devletlerinin -daha sonradan Osmanlı’yı bölmesi kolay olur diye- zorlamasıyla reayaya verilen ve sonra tekrar geri alınan ve sonra tekrar verilen ve alınan haklar derken ceddin Tanzimat, neslin Meşrutiyet. Osmanlı kleptokrasisi öyle büyük bir rezaletmiş ki, zavallı insanların her kademeden rüşvetçi ve sahtekar devlet memurları, taşeronlar, askerler ve saraylılardan kurtulması 2010 yılı itibariyle henüz mümkün olamadı.
Cumhuriyetin kuruluşu ile modernlik denemeleri yapılırken, Mussolini İtalyası’nın Ceza ve İşçi Kanunlarının benimsenmesi ise, herhalde bize bireysel hak ve özgürlüklerin ne derece meftunu olduğumuzu gösteriyor. Zamanın ruhu öyleymiş diyorlar. Bilemiyorum. Ekonominin de harika planlanmasıyla şahane bir kalkınma hamlesi gerçekleştiren Türkiye… Öeh.. Dış yardım alsa iyi olacak bir hale gelmiş efendim. Burada haksızlık etmeyelim, ekonominin bu duruma gelmesine esas sebep emperyalistlerin ve sorumsuz Osmanlı yöneticilerinin ağzımıza sağlam sıçmış olmasıdır.
1940′larda Marshall yardımının koşulu, Türkiye’nin çok partili sisteme geçerek demokrasiyi tecrübe etmesi olarak belirleniyor. O zamanlar da Amerika’nın dünyanın her yerine zorla veya güzellikle demokrasi götürme maceracılığı varmış denebilir. Neyse parayı almak için uyduruktan muhalif bir parti kurdururum derken İsmet Paşa koltuktan olmuş. Halkımızın fırsatını bulur bulmaz boktan, sağcı ve popülist bir partiye gözünü çıkarana kadar oy verme ve tek başına iktidar yapma sevdası daha o zamanlardan başlamış.
Kendisi de toprak ağası olan Menderes’in sahneye çıkması ile çok şahane reformlar ve süper bir ilericilik olmuş, fakirlerin yararına olan her şeyin bok edilmesiyle şimdiki oy hakkı olan dilenciler sisteminin temelleri atılmış.
Popülist kanallardan beslenen

diktatörlük eğilimleri ile basın sansürü, kendine bağlı saldırgan milisler yaratma gibi uygulamlarla sağcılığın kitabını yazan Menderes’in destekçileri, birkaç kez İsmet İnönü’yü linç etmeye kalkmışlar. Aynı dönemde halka açıkça yalan söylenerek yaptırılan 6-7 Eylül olayları gibi faşist eğilimli gelişmeler yaşanmış.
En sonunda (o zamanlar Ergenekon gibi havalı kelimeler yokmuş) CHP’nin sözde yapacağı ayaklanmayı inceleyecek ”Tahkikat Komisyonu” adlı bir komisyon kurulmuş. Mahkemeye gerek kalmaksızın herhangi bir kararına uymayanları 3 yıla kadar tutuklayabilen bu komisyon, ayrıca uygulamalarını yayınlamak zorunda da değilmiş. Ha bu arada bütün gazete ve matbaalar da komisyona bağlanmış. Bu sivil darbe girişiminden sonra İnönü “Sizi ben bile kurtaramam” demiş ama pek dinleyen olmamış. Tabi bu istibdat ve kleptokratik erozyon aynı şimdiki gibi rakiplerin ve halkın tahammül sınırını zorlamış olmalı. Olaylar tekila fıkrasındakine benzer biçimde şöyle gelişmiş; Bir Menderes (1950), iki Menderes (1954), üç Menderes(1957), sehpa.
Erdoğan’ın son zamanlarda 200 kadar korumayla gezmesi, siyasi rakiplerini hukuk dışı yöntemlerle bertaraf etme çabası ve seçimleri kaybettikten sonra yolsuzluktan yargılanmasını zorlaştıracak maddeleri anayasaya kadar sokmaya çalışması zannediyorum en sonuda Menderes gibi öldürüleceği korkusundan kaynaklanıyor. Kaldı ki sadece içeride değil, dışarıda da düşmanlar edinmek için elinden geleni yaptı. Pennsylvania ahalisi de mayhoş.
Selefleri Süleyman ve Turgut Paşalar, hem Düyun’u Umumiye’yi, hem yabancı sefirleri, hem Asakir’i hem de İttihatçılar’ı çok hırpalamadan idare etmesini bilirlerdi. Recep Paşa’nın mehteranın geri adımında basacağı köprüleri yakması akıllıca olmadı.
Necip Türk milletinin oy verilmesi yahut askeri darbe yapılması sureti ile muhakkak faşizmle yönetilme konusundaki ısrarına ise şöyle denebilir: Sizi İsmet Paşa bile kurtaramaz. Kendi kendinizi kurtarın.