Maymunlara Daktiloyla Shakespeare Yazdırma Düzeneği

Posted in Genel etiketler ile , on Aralık 22, 2009 by pazenadam

“I have tried lately to read Shakespeare, and found it so intolerably dull that it nauseated me.”

–Charles Darwin

Diyelim ki başlangıç için yeterince fazla sayıda maymunu bir daktilonun başına oturtup tuşlara basmalarını sağlayan bir düzenek olsaydı.

Bu düzenek Shakespeare’in belli bir eserine en çok benzeyen  metni üretenler dışındaki maymunları öldürse veya üreyemez hale getirseydi.

Ardından hayatta kalan maymunların üremesine izin verilip sonraki kuşak maymunlara da aynı şey uygulansaydı.

Belki de birkaç milyon kuşak sonra böyle bir düzenek iki şeyi başarmış olurdu; Shakespeare’in bir eserini daktiloyla yazabilen maymunlar üretmek ve söz konusu eserin tamamını bir hayvanın genomuna kelimesi kelimesine aktarmış olmak.

Burada daha önce denenmişi var, gerçek proje benim anlattığım kadar kolay olmayabilir. Daha kötüsü deneyimizin sonunda  sonsuz sayıda insanı daktiloların başına oturtup Shakespeare’in belli bir eserini yazmaya zorlayan maymunların ortaya çıkması olurdu.

Ben her ihtimale karşı şimdiden egzersizlere başladım:


IAGO
It were a tedious difficulty, I think,
To bring them to that prospect: damn them then,
If ever mortal eyes do see them bolster
More than their own! What then? how then?
What shall I say? Where's satisfaction?
It is impossible you should see this,
Were they as prime as goats, as hot as monkeys

bandista | de te fabula narratur

Posted in Uncategorized etiketler ile , , on Mayıs 9, 2009 by pazenadam

 

 

 

Bu seneki 1 Mayıs’ın en büyük faydası, bizi Bandista ile tanıştırması oldu.

Buyrunuz…

bandista | de te fabula narratur.

Hatta buradan da buyrunuz… 

http://bandista.wordpress.com/

İki Düşünce

Posted in Genel etiketler ile , , , on Şubat 22, 2009 by pazenadam

Hayret verici bir şey; yer kabuğunda en fazla bulunan element oksijen. Düyna havadar bir yer diyebilirim. Bu aralar elementlere takmış durumdayım. Zor durumdayım.

İkincisi; Propaganda’dan kaçamıyoruz. Bizi saklandığımız yerde gelip buluyor. Seçim zamanları daha da fazla. Faşizm budur. Hangi parti olursa olsun, zihnimi propagandasından âri tutma hakkına sahip olmalıyım. Bu hakkım elimden alınıyorsa bu totaliter beyin yıkamadır. Ayrıca seçimleri boykot etmek veya ettirmek istemek seçim kanununa göre suç. Seçmeme hakkın yok. Seçeceksin. Beğenmeme hakkın yok. Birinden birini beğeneceksin.

www.aranelsurion.org hislerime tercüman olmuş. Half Life 2′deki überfaşist Combine askerleri ve bizim çocuklar. Hayatı taklit eden sanatı taklit eden hayat.

Refleksiyonlar

Posted in Genel etiketler ile on Şubat 15, 2009 by pazenadam

Keyif benim değil mi, deneyimlerin içeriğini "bilinçli üretilme", "kelimelerden oluşma" ve "anlatıya benzerlik" eksenlerinde incelemek istiyorum.

0. 0. 0. Bilinçli olarak üretmediğimiz, kelimelerden oluşmayan, anlatı olmayan deneyimler. Bunlar belki bazı rüyalardır. 

0. 0. 1. Bilinçli olarak üretmediğimiz, kelimelerden oluşmayan, örneğin görüntüler sesler ve duygulardan oluşan anlatılar da var. Bunlar rüyalar ve eğer mümkünse rüyalar gibi esinlenmeler ile oluşturulan filmler olabilir.

0. 1. 0. Bilinçli olarak üretmediğimiz ancak kelimelerden oluşan ancak anlatı olmayan şeyler de oluyor. Bana pek olmuyor ancak sanırım şairlere olan bir şey bu. Düzyazı olmayan kelimeler ve bir düşünce silsilesiyle sonuca varılarak yani düşünülerek bulunmuyor. Ama yine de anlamlılar.

0. 1. 1. Bilinçli olarak üretmediğimiz, ancak kelimelerden oluşan bir anlatı var mıdır? Bazen özellikle soyut bir konuda düşüncelere dalmışken, kelimeleri kullanmaksızın kavramların fiziksel süreçlere nasıl yansıdığını düşünürken, özellikle de İngilizce kelimeler,  aklımdan sanki ben onları geçiriyormuşum gibi değil,  kendileri ortaya çıkıyormuş gibi akıyorlar ve anlamlı cümleler de oluşturuyor keratalar.

Buna benzer bir başka deneyim herhangi duygusal bir yaşantı sırasında, önceden farketmeden içimden bir şarkı mırıldanmaya başlamam şeklinde oluyor. Şarkının genellikle İngilizce (hatta biraz anlamını bildiğim bir şeyse başka dilde de olabilir) bazen de Türkçe sözleri o sırada yaşadığım şeyin emosyonel tonu ile ilgili oluyor. Hatta bazen kendime farkında olarak söyleyemeyeceğim kadar müstehzi ve isabetli sözler olabiliyor. Bunlar anlatı olanla olmayan arasında bir yerdeler. 

Bir de yeni fikirler insanın aklına nasıl geliyorlar. Zaten aklında değillerse? Esinlenme de aslında bildiğimizin farkında olmadığımız şeylerin bilincimize gelmesi olmasın? 

1.0.0 Bilinçli üretilmiş, kelimelerden oluşmayan, anlatı olmayan şeylere örnekler; kasten anlatı gibi kurgulanmamış olan görüntüler, müzik, ve benzerleri. Veya belki salt bir duyguyu içimizde hayal etmek. Belki bağırmak. 

1.0.1 Bilinçli üretilmiş, kelimelerden oluşmayan, anlatı olan şeyler. Sadece görüntü diliyle anlatılmış hikayeler.

1. 1. 0. Bilinçli olarak üretilmiş, kelimelerden oluşan, anlatı olmayan şeyler: örneğin kasten anlatı gibi yazılmamış şeyler, diyelim ki esinlenmeden yazılan şiirler. Benzer biçimde matematiksel ispatlar. Başka amaçlara hitap eden listeler, ve benzeri şeyler. Bir çok şeyler.

1. 1. 1 Bilinçli olarak üretilmiş, kelimelerden oluşan anlatılar, neredeyse bütün kasten anlatılmış hikayeler…

Bu kadar sıkıcı bir yazıyı da okuduysanız bundan sonra sorumluluk kabul etmiyorum.

Kısır

Posted in Genel etiketler ile , on Ocak 30, 2009 by pazenadam

başkalarının annelerinin başka yemeklerinin kokusu başkalarının möblelerinin ayakları canavar pençeleri gibi başkalarının halılarının deseni başkalarının halılarındaki oyuncakları köhne başkalarının babalarının terlikleri yere yakın birisi için misafirlik ne fena

Sırf yemeklerin değil evin kokusu gariptir. Revani yenir. Televizyon değişiktir.

Tombalak önkolları, çirkin süveterleri, cahil sorularıya her zaman senden aptal komşu çocukları. Mecburiyetten oynarsın.

Çizgi filmleri bile tam anlamazlar.

her yerde fraktal desenli danteller, halı desenli perdeler, perde desenli koltuklar, desen desenli halılar bir de anneleri bu dolmanın içine ne koyuyor böyle halının kenar suyundaki çizgileri yol yaparaktan sana ait olmayan oyuncak arabayı sürersin ki sevmediğin komşu karının alaycı sorusu “Sen ne zaman okula başlayacaksın?” kalın barsaklarına bir burultu verir sonraki her pazar akşamı yani okullara giderken ödevini yapmadığını hatırlatan her pazar akşamı bu kakan gelmiş gibi hissi sana ilk defa böyle yaşatırlar

sonraları öğretmenin

sonraları başka bir öretmenin bu yazılar senin yaşındaki bir çocuğun yazması için uygun değil bıyık deyince baba anlaşıması gibi şeyler ve sen bir trenin bir ıssızdan geçmesinin sesini yazmak istersin ama o yıllarda şartlar misayit değildir sonraları çok sonraları bu adamların aptal komşu çocuklarının büyümüş hali olduğunu yıllar sonra bir tiren geçidinde anlarsın.

Bir de hepsi yetmiyormuş gibi, apartmanın merdivenlerinde sanki evlerindeymiş gibi konuşurlar.

Powered by Qumana

Beyond the Smiths line.

Posted in Genel etiketler ile , , on Ocak 27, 2009 by pazenadam

Hayatımızın öyle bir dönemine giriyoruz ki sayın seyirciler, The Smiths bizden daha iyimser geliyor kulağa. Ha gayret şöyle bir silkinsek, belki üstünde durduğumuz toprakları düşman işgalinden kurtarabileceğimizi düşündüğümüz zamanlar, buruk tadıyla damağımızda tüten bir anı sadece. O berrak ses bizden bahsettiğinde, eskisi gibi içimizden böbürlenemiyoruz, kabahatimizi saklamak için radyo istasyonunu değiştirsek mi acaba… Evet hayatta her şey hep almak hiç vermemek ama İngiltere’nin bize can borcu yok… Gidecek yerimiz yok. Bazı kızlar öbürleriyle hep aynı boy, bu fıkralar zaten hiç komik olmadı, acının üvey evladıyız, çift katlı otobüslere gelesiceyiz.

Tüketerek, tükenerek ilerlemek. Yıllar öncesinden kalan duygular, aramızdaki mesafe artarken, eskisinden daha manidar. Bu güzel yüzlü hayal kırıklığına uğramış oğlanlar kendi kendilerinden çıkamamanın şarkısını söylüyorlar.

Alkışlıyoruz…

Can Pazartesisi

Posted in Genel etiketler ile , , on Aralık 8, 2008 by pazenadam

Kurban Bayramı’nı idrak ettiğimiz bu pazartesi günü, elbette adımız öldüren şaka olduğuna göre, bununla ilgili bir şeyler yazmalıyım.

Öncelikle dikkat ettiğim bir husus, Ramazan Bayramı’nın aksine, Kurban Bayramı’nda pek öyle “nerede o eski bayramlar” lafı edilmiyor. Zira eski bayramlarda olduğu gibi yeni bayramlarda da kan çıkıyor, beynimize kokusuyla, görüntüsüyle öldürmenin anısı kazınıyor. Unutmaya mahal yok.

Öldürme dedik zira, kurban etmenin esas anlamı boşuna öldürmedir. Şimdiki Kurban Bayramı anlam bozulmasına uğramış bir durumda. Gerçek bir kurban etmede kurbanın eti törensel bir bağlam dışında yenmemeli. Bizim bu günlerde yaşadığımız eski bir geleneği hatırlatan kasaplık faaliyeti sadece.

Bir de sözde hayır işlemek. Zavallı fakirler açlar, boşa gitmesi gereken etleri bari onlara verelim. Evet fakirlerin zenginlikten tatmaları için illa kanlı bıçaklı bir şeyler gerekir. Bir de ölüm.

Kurban Bayramı’ndaki öldürme, modern insanlara biraz ağır geliyor. Gerçek olan her şey gibi. Bir kere yakışıklı bir öldürme biçimi. Son derece kişisel. Her koyun kendisi ölüyor. Fabrikada Auschwitz tarzı bir endüstriyel öldürme değil. Bir hasmınızı (veya hısmınızı) öldürür gibi kesiyorsunuz boğazını.

Bir canlıyı böyle öldürmek aslında onunla çok gerçek bir bağ kurmayı gerektirir. Kurban kesen dangalakların çoğu, böylesi bir bağ kuramamak yüzünden bence, diyelim ki modern bir eleştiri karşısında bu davranışı savunamıyor. Kestiği öküzden daha öküz bir kesici. Öldürmenin bir ciddiyeti olmalı. Bana kalırsa kasaplıktan çok şamanlık gerektiren bir eylem.

Bir de benzettiğim başka bir şey var, doktorluğa benzeyen bir şey bu kurban kesme. Hayvanın canı sana emanet. Onun ölümünü sen de yaşıyorsun, beraber bir ölüm yaşıyorsunuz. Kurban kesmek aslında birisini intihar etmek.

Ben de kurban kesmiş gibi anlatıyorum böyle…

Şimdilik birilerine can borcum yok.